İyi Organizasyon Taklit Edilmez, Tasarlanır
Organizasyon sektörüyle ilgili yıllardır dikkatimi çeken ortak bir davranış biçimi var.
Aslında sadece organizasyonlarda değil...
Reklamda...
Marka yönetiminde...
Hatta ürün geliştirmede bile aynı refleksle karşılaşıyorum.
İşletme sahipleri veya yöneticiler yeni bir fikirle geldiklerinde cümle çoğu zaman şöyle başlıyor:
"Rakibimiz geçen ay böyle bir etkinlik yaptı."
Ya da...
"Şu markanın lansmanını gördünüz mü?"
Aslında burada kötü niyet yok.
Fakat başlangıç noktası yanlış.
Çünkü fikir, rakibi geçmek için değil; rakibi taklit etmek için doğuyor.
Bizde birçok karar hâlâ mantıktan çok duygularla veriliyor.
Rakipte gördüğümüzü istiyoruz.
Komşuda olanı beğeniyoruz.
Başkası alkış aldıysa, aynı alkışı bizim de alacağımızı düşünüyoruz.
Oysa marka yönetimi tam tersini söyler.
Bir markanın en değerli sermayesi benzemesi değil, farklılaşmasıdır.
Çünkü insanlar benzer olanı fark etmez.
Farklı olanı hatırlar.
Hatırladığına güvenir.
Güvendiğine bağlanır.
Ve sonunda onu tercih eder.
Marka sadakati dediğimiz yolculuk da tam olarak böyle başlar.
İşte organizasyon dünyasında da durum farklı değildir.
Geçtiğimiz aylarda Antalya'nın en saygın markalarından biri olan Antalya Aquarium için yaklaşık bin kişilik büyük bir organizasyon gerçekleştirdik.
Daha ilk toplantıda gelen talep beni heyecanlandırmıştı.
Çünkü konuşulan şey yalnızca kusursuz bir gece düzenlemek değildi.
Konuşulan şey farklı olmaktı.
Yöneticiler bize şunu söylediler:
"Rakiplerimizin yaptığını yapmak istemiyoruz."
İşte bütün yaratıcı süreçler tam da bu cümleyle başlar.
Sonrası bize kalmıştı.
Marka bize güvendi.
Konsept konusunda bizi özgür bıraktı.
Fikirlerimizi dinledi.
Müdahale etmek yerine katkı sundu.
Ve ortaya Antalya'da uzun süre konuşulan bir gece çıktı.
Kapadokya atmosferini Antalya'ya taşıdık.
Dev aydınlatmalı balonlar...
Özel dekorlar...
Canlı atmosfer...
Sushi, pizza, mangal, tatlılar, kokteyller ve çok daha fazlasından oluşan üst düzey bir gastronomi deneyimi...
Ama gecenin en değerli tarafı bunların hiçbiri değildi.
Asıl değer yaklaşık bir ay sonra karşıma çıktı.
Tesadüfen iki kişinin sohbetine kulak misafiri oldum.
Etkinlikten bahsediyorlardı.
Ne yediklerini anlatmıyorlardı.
Ne kadar eğlendiklerini de...
Konu bir süre sonra marka yöneticilerine geldi.
"Gerçekten vizyon sahibi insanlar."
Cümle buydu.
İçimden sadece şunu söyledim:
İşte organizasyonun gerçek başarısı budur.
Çünkü iyi bir organizasyon yalnızca güzel bir gece yaşatmaz.
Marka hakkında yeni bir hikâye yazdırır.
İnsanların zihninde yeni bir algı oluşturur.
Ve bunu reklam filmi çekmeden başarır.
Buradan çıkardığım bir sonuç daha var.
Markalar vizyon sahibi yöneticilerin ellerinde büyür.
Ama vizyon sahibi olmak her fikri kendisi üretmek değildir.
Tam tersine...
Doğru fikri bulabilecek insanları bir araya getirebilmektir.
Onlara güvenebilmektir.
Kendi egosunu fikrin önüne koymamaktır.
Çünkü birçok yönetici yaratıcılığı yönetmeye çalışırken onu farkında olmadan öldürür.
Her detaya müdahale eder.
Her fikre kendi yorumunu ekler.
Sonunda ortaya herkesin ortaklaşa yaptığı ama hiç kimsenin gerçekten sahiplenmediği işler çıkar.
Oysa yaratıcılık güven ortamında büyür.
Ajansına güvenen marka kazanır.
Ekibine güvenen yönetici kazanır.
Uzmanına alan açan şirket kazanır.
Bugün geriye dönüp baktığımda Antalya Aquarium gecesini başarılı yapan şeyin dekorlar ya da ikramlar olmadığını düşünüyorum.
Başarı, markanın farklı olmayı istemesiyle başladı.
Farklı olmayı başarmasıyla tamamlandı.
Belki de organizasyon dünyasının en önemli kuralı budur.
İyi organizasyonlar kalabalık toplamaz.
Hatıra üretir.
Ve unutmayalım...
Vizyon sahibi olmak, fikri yaratan kişi olmak değildir.
Vizyon sahibi olmak; doğru fikrin üretilmesine imkân sağlayan, onu hayata geçiren ve başarıyla yönetebilen kişi olmaktır.